Önemli: Bu yazı 2024 yılında tasarlanmış, 2025 yılında yazılmaya başlanmış ve 2026 yılının Mart ayında tamamlanmıştır. Metnin başlangıcı tamamlandığı tarihte değiştirilmemiş, ilk yazıldığı şekilde bırakılmıştır.
Bu yazıyı 21. yüzyılın ilk çeyreğinin son ayının içerisindeyken yazıyorum.
Aslında bu yazıyı yazma fikri aklıma ilk olarak 30 Aralık 2024 tarihinde “Yılın Kelimeleri: 2024” yazısını yazdıktan sonra gelmişti. Uzun süredir zihin haritamı meşgul etmekte olan bu konuyu bir yıldır kağıda dökme fırsatı bulamamıştım. Üzerinden 1 yıl geçmiş fakat en azından 21. yüzyılın ilk çeyreğinin içerisindeyken tamamlamayı istedim.
Bildiğiniz üzere yılın kelimeleri o yıl yaşanan olaylar, seçilen kelimenin kullanımındaki artış, zeitgeist (dönemin ruhu) gibi kriterlere göre seçilir.
Türk Dil Kurumu’nun 2025 Yılının Kelimesini açıklamasını heyecanla beklediğim bu günlerde, bugüne kadar hiçbir yüzyıl için “Yüzyılın Kelimesi” seçilmediğini öğrendim. Eğer 21. yüzyıl için seçilirse bu kelime muhtemelen 2100 yılında açıklanır ve biyolojik olarak benim o yılı görmem mümkün olmasa da bir tahminde bulunmak istedim.
Çok fazla uzatmadan tahminimi açıklayıp sebeplerinden bahsetmek istiyorum.
Bu kelimeyi okuduğunuzda aklınıza hangi tanım geldi bilmiyorum ama benim kafamdaki sürdürülebilirlik tanımı şu:
Her ne yapıyorsak yapalım yalnızca kendimizi değil, gelecek nesilleri ve buna bağlı olarak dünyayı düşünerek hareket etmek.
Bunu bir mandalinayı soyduktan sonra yarısını yanınızdaki kişiye ikram etmek gibi düşünmeyin, sanki o mandalina yıllar boyunca bozulmadan kalabilecek ve ayırdığınız her dilim sonraki nesillere ikram edilecek gibi varsayın.
Son yıllarda ciddi şekilde tüketim çılgınlığı yaygınlaştı. İhtiyaç ve istek kavramları birbirine karıştı. Bunun yanında İzmir’de gözlemlediğim kadarıyla mevsimler de birbirine karıştı. Neredeyse Aralık ayının ortasına kadar tişörtle gezdim ve şu satırları yazarken tarih 27 Aralık 2025 olmasına rağmen İzmir’e doğru düzgün yağmur bile yağmadı.
Sanırım bir şeyleri düzeltemeyeceğimiz şekilde bozduk ve doğa da bunun farkında.
Açıkçası bu durum için bir çözüm önerim yok, durdurulamayacağını düşünüyorum fakat biraz da olsa bilinçlenebilirsek yavaşlatabileceğimize inanıyorum çünkü bu iş sadece büyük şirketlerin karbon ayak izi salımını azaltmasıyla olacak gibi değil, hepimizin sorumluluk alması gerek.
Minimalizm kavramını hayatıma entegre etmeye çalışıyorum. Sade, basit ve iş gören her şey mantıklı geliyor bana.
En nihayetinde insanım, mükemmel olamayacağımı biliyorum fakat bir örnek vermem gerekirse kitap alışverişlerimi ikinci el yapmaya özen gösteriyorum. Bu kitap daha önce üretilmiş, biri okumuş ve artık ihtiyacı kalmadığı için satıyor. Ben de o kişideki fazlalığı satın alarak bir döngü oluşmasını sağlıyorum ve bu önce bana sonra ikinci kişiye, son olarak da doğaya fayda sağlıyor.
Tabii ki ikinci el kıyafet almak ikinci el almak kitap almak kadar kolay değil. Bu sebepten ötürü sürdürülebilirlik kavramını herkes kendine göre yorumlayıp hayatına entegre etmesi gerektiğini düşünüyorum.
Hani bazen aracımızı benzinlikte yıkarız, jeton attıktan sonra suyu kullanabileceğimiz süre geri saymaya başlar ama suyla arabamızın tamamını yıkamış olsak da süre bitmediği için suyu kullanmaya devam ederiz ya (çünkü parasını ödedik), umarım bir gün boşa harcadığımız o su damlalarına muhtaç olmak zorunda kalmayız…
Buraya kadar okuduysanız lütfen şu soruları cevaplayın:
1- Sizce 21. Yüzyılın Kelimesi ne olabilir?
2- Günlük hayatınızda uyguladığınız tasarruf veya sürdürülebilirlik amaçlı önlemler var mı?
instagram: mrtsevinc.blog