2026 Mayıs ayında bacanağım birkaç aydır üzerinde çalıştığı kitaptan ilk olarak on adet bastıracağını söyledi.
Bandrollü resmi baskı yapmayı düşünmüyordu, sadece birkaç adet bastıracak ve hatıra olarak kalacaktı.
Okumamı rica etti. İlk olarak A4 şeklinde verdi fakat o şekilde okuyamadım, PDF gönderdiğinde ise dikkat dağınıklığım sebebiyle bitiremedim. Ancak kitabın baskısı elime ulaştığında (doksan yedi sayfalık bir kitap için geç sayılacak bir süre olsa da) birkaç gün içerisinde bitirdim, hatta az önce bitirdim ve bu satırları sıcak sıcak yazıyorum.
Öncelikle Haktan’ın her gün kitap okuyan biri olduğunu biliyorum. Bana göre kitap okumayı seven biri okumayan birine göre daha kolay yazabilir. Bu sebepten ilk duyduğumda çok fazla şaşırmadım.
Ayrıca ilk defa bu kadar yakınım olan birinin basılı bir eserini okuyorum, benim için güzel bir deneyimdi.
Kitaba gelecek olursam; İzmirli bir çiftin Eskişehir’e yerleşmesiyle başlayıp, ilginç bir apartmana denk gelmesiyle devam ediyor ve bol diyalog içeriyor.
Açıkçası son on sayfaya kadar kitabın sonunun bağlandığı yer aklımın ucundan geçmemişti, zaten o kısım aşırı hızlı bir geçiş oldu ve bir anda kendimi bambaşka bir olayın içerisinde buldum.
Son sayfada ise yazarın küçük bir notu vardı ve kitabın bitişiyle ilgili bir anekdot içeriyordu.
Bu anekdotla birlikte kafamda bir şeyler daha da belirginleşti, tahminimce Haktan bu kitabı hatıra amaçlı değil baskı amaçlı yazsaydı bol diyaloglu, betimlemeli ve detaylı en az bir doksan yedi sayfa daha eklerdi.
Peki Haktan Koca’dan bir kitap daha gelir mi?
“Neden olmasın?” diyerek yazımın ilk kısmını tamamlıyorum.
Öncelikle kitabın bir kısmında şöyle bir ifade geçiyor:
"Karadağlılar sabah uyandıklarında uyumanın vermiş olduğu yorgunluğu atmak için biraz daha dinleniyor."
Bu bilgi çok ilgimi çekti ve biraz araştırdığımda öğrendiklerim beni şaşırttı:
Aslında bu bilgi kelimesi kelimesine bilimsel bir gerçek ya da resmi bir tarihi veri değil; Karadağlılar (Montenegrinler) hakkında dünya çapında yaygın olan ve kendilerinin de espriyle karışık kabul edip yaşattığı meşhur bir kültürel klişeymiş.
Karadağ kültüründe "tembellik" ve "rahatlık" üzerine kurulmuş çok güçlü bir mizah geleneği varmış ve hatta bu durum ülkede bir turizm ve eğlence markası haline gelmiş.
Lületaşı: Bilimsel adıyla sepiyolit, magnezyum ve silisyum minerallerinden oluşan, gözenekli, hafif ve tamamen doğal bir kil mineralidir. Dünya rezervlerinin neredeyse tamamı Türkiye'de, özellikle Eskişehir bölgesinde çıkarılır; bu nedenle "Eskişehir Taşı" veya "Beyaz Altın" olarak da adlandırılır. Çok beğendim bu sanatı bu arada, bir görsel ekleyeyim.
Erkân: Yol yordam, Bir topluluğun ileri gelenleri, büyükler, üstler.
Kalabak Su: Eskişehir ile özdeşleşmiş bir içme suyudur. Atatürk'ün bir seyahati esnasında ikram edilen suyun tadını beğenmeyerek, şehre su araştırma talimatı vermesi üzerine Türkmen Dağı eteklerinden bulunarak 1936 yılında şehre getirilen sudur.
Son olarak da ana karakterin adı olan Kahir kelimesinin anlamını araştırdım.
Kahir: Kahreden, zorlayan. Baskın gelen, ezen, ezici.
Yazıyı hazırlarken Google Gemini'den destek aldım.
https://tr.wikipedia.org/wiki/L%C3%BCle_ta%C5%9F%C4%B1
https://tr.wikipedia.org/wiki/Kalabak_su
https://www.luletasidogaltas.com
---
17.07.2026
---
📖 Bu yazıyı beğendiysen Yapay Zeka • Ayşegül İldeniz veya Sahnede Yaşamak • Rutkay Aziz ile Söyleşi isimli yazılarım da ilgini çekebilir.
📚 Kitap İncelemeleri kategorisindeki diğer tüm yazılarım için: Kitap İncelemeleri
🔔 Beni Instagram'da takip edebilirsin: @mrtsevinc.com.tr
🏠 Diğer tüm yazılarım için: mrtsevinc.com.tr